Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Nisan 2020

  Dost  Ezgisi

Dost Ezgisi

gözyaşının çiçeğine vuruldum        
dost hatırına iliş pencereme
dünyayı mazgal deliğinden sırtlardın
yıldızlar gecenin koynunda uyurken
rüzgâra yakışan ruhun
ısıtırdı ayaz yanığı yüreğimi
bana niçin uzaksın düşündün mü
kurda kuşa dostluğunu düşündün mü
bu kulvarda ölüm bile güzel
söyler misin kirvem
taş mı ağırdır yalnızlık mı
mazlum hep büyüyen bir çocuktu içimde
ondandır yüreğim hep mazlum kaldı
senin sesinle sevinirdi
zindanın sonuncu katları
şiirlerimden vurdular beni
sözcükler ufalandı dişlerimde
tek tük tarla kuşları güvertemde
nereye gitsem şiirlerimdi son durağım
ezber bozan oluyor mülk katında
ceketimin astarındaki şiir desenleri
arguvan türküleriyle kardeş olan                    
                                                                           
Turan Kayıkçı
                                                                         
         
Bekleyeceğim

Bekleyeceğim




Yağmur yağarken kentime
Toprak ana saracak sokağın gözyaşlarını
Gözlerimde umut ve acı
Gözlerimde özlem ve haykırış
Bıraktığın yerde bekleyeceğim
Hiç uğramadığın yerde
Kürtçe türküler söyleyeceğim
Gecenin soluğuna "evinamın"
Her fırtınada rüzgâr olup eseceğim
Senin koyaklarında
Ah bejnamın
Sana ermeni bir dilde haykıracağım
(yes sirum yem k’yez)
Yalnızlık çöreklenmiş ruhumun orta yerine
Sevdaya kanat çırpan
Düşlerimin neferiyim ben

Rozerin Zeri
Umudum

Umudum

Bir yanım talan, kerbela
Feryad ı figan susuz harlı…
Bir yanım leyli leyli, kara yağız
Dokuz canlı umudum…

Bir yanım kor, ateş böceği
Çakmak çakmak yeşil zümrüdüm
Bir yanım ab ı hayat, can suyu
Saklı gömüm, umudum

Bir yanım ıssız, tarumar
Paramparça, dilim dilim
Bir yanım rahvan, yılkı kısrağı
Şahtadır tutulmaz, asidir umudum…

Bir yanım gizde, bulunmaz saklı
Ayın şavkında şifresi…
Bir yanım domuz bağı, buğum buğum
Dört sürgülü zulamda umudum…

Bir yanım lal ahraz, dağlı
Dönmez divane, ketumdur dilim
Bir yanım nazlı dildar
Yedi düvel, dört bir cihan bakidir umudum…

Nizamettin Karanfil
sıcaktı yıldızımız

sıcaktı yıldızımız

durmadık gri kentler durağında
incir kuşu dut yapraklarına güneş şarkıları söylerken
duramadık
biber acısını alırken güneşten
durmamalıydık

yosunlar mercan taşlarını terk ederken
tutunamazdık
püren çiçeklerinin aşığı arılarla
güneşli kapıdan huş ağacı kanatlarıyla
lâcivert taşlarını gri kentler duraklarına serperken
duramazdık
sıcaktı yıldızımız ve biz mavi
biz renktik
uçtuk

Nalan Çelik
Sizlik

Sizlik

Üşüyorum
Benliğimi sarıyor geçmişim
Ellerime yıkıyorum
Öldürüp gömmeyi unuttuklarım
Saysam iki elin parmağını geçmez tüm
Kötülükler
Ve benim sadece
İki elim var

Üşüyorum
Sözcüklerim sevgilinin kulağına hasret
Kucağına
Öpülesi dudaklarına
Ve gelmesine

Avuçlarım iç içe
Yoksun
İçten içe bir sancı
Rengini yitirmiş bir gökkuşağım var benim
Her rengi
Kendi ağzımın içinde boğmuşum sanki

Üşüyorum
Yoksun
Isınmaya takatim bile yok!


Mehmet Sait İmret
Halk ve İstemi

Halk ve İstemi



Sağ yanımda teslimiyet ağıtları,
çekilmiş göndere sol yanımda duran özgürlük
                                                                 türküleri!
Yüreğimde,
hicran tütüşüyle göğe bakan,
                 boynu bükük aşk ateşleri...


İhanetlerle parçalanmış deli-mavi sevdamın
                    delik-deşik edilmiş çocuksu cesedini koyuyorsam
                                                        kırmızı bir gelincik tomurcuğunun içine,
yüklüyorsam düşlerimi göçmen kuşların kanatlarına
ve çevirmişsem yönümü karanfillerce kuşatılmış
                                                        güneşi doğuran dağlara,
                                                        güneş gibi bir gelecek istediğimdendir!



(Zifiri karanlıklarca bıçaklanan yüreğimin feryadı
                                                 padişah fermanını dağlara çekti!)


Artık yeter,
yeter artık bu vahşet;
                 yeteer! diyerek
hünkâr hükmüne bin kükreyip,
                                             söküp,
                                                   yırtıp,
                       atarak uçurumların derinliğine
dağlardan ovalara bir yürüyüş başlatıyorum!
Kim durabilir önümde? !


Elini ver!

Onur Çağlar











Sararıyor Gün

Sararıyor Gün




Sararıyor gün
Bütün düş kırıklarını ardında bırakarak
Her gün yeniden
Kızıla çalıyor arda kalan zaman
Sanki günün yorgunluğunu anlatır gibi sessiz
Keşke çocuk olsaydım diyorum
Özlediğim toprakların koynunda
Koşsaydım
Yorulsaydım
Sonra da sığınsaydım annemin ak göğsüne
Uyusaydım kollarında
Ama gel gör ki
Uzak dağların ardından
Usulca sararıyor gün
Akşamüstü umut sofrasında
Herkes hüzün kokuyor
İnsan, bazen serüven
bazen hiçliğin orta yeri
Gece gibi suskun
Karanlık, kör kuyularda
Sararıyor gün
Başucumda yârin nazlı kokusu
Yetim gülüşlerimi unutturur gibi
Masum
Sevecen
Biraz da yağmur kokusu gibi
Ama gel gör ki
Hayat akıp gidiyor bütün umursamazlığıyla
Sonra, sarıyor gün


Deniz Çelik

27 Mart 2020

Ben Köylüyüm

Ben Köylüyüm

Ben köylüyüm;
Hani şu sahte şehirlilerden…
Ama ne yazık ki,
Az oturdum ağaç dibinde.
Çeşme başına hiç uğramadım testiyle,
İki örgüm olmadı omuzlarımda…
Lakin köylüyüm;
Dağ, dere, orman gizlidir rumuzlarımda…

Fırtınaya diklenmeyi dağlarının tepesinden,
Beynimdeki düşünceyi ermişinin küfesinden,
Gönlümdeki büyüklüğü kenarından köşesinden,
Gözümdeki ışıltıyı pınarının neşesinden,
Gücümü, kuvvetimi ormanından meşesinden almışım…

Ben köylüyüm;
Babam da oraların yiğidi…
İki kere ikinin kaç ettiğini
Şehirlilerden iyi bilirdi…

Dilek Uyar
kırmızı masal*

kırmızı masal*

 kırmızı bir ağızla dünyayı bakmaya gelen
         oğlum, ahmet için,

kırmızıyla yazıyorum sana çocuğum, aşkla…
parçalanmış bir kusurum ben sana.
kirpiklerinin gürültüsünden
başka bir şey duyulmuyor buralarda.
ve yenilgiler ve yağmurlar içinde
hâlâ masallar anlatıyorum kendime,
gözüm,
gördüklerini unutsun diye…


ah çocuğum,
kalbime sığmayan ne var bu dünyada?
kanıma dokunuyor bildiğim bütün kırmızılar.
bir sıkıntı kadar siyahmış gözlerim,
kimse leke sanmasın.
artık biliyorum,
nasıl ve neden yaşlanıyorum.


ki zaman dönüyor sudan bahanelerle.
boş ver sen,
hiç ıslanmamış bir kirpik bul bana.
gölgesinde bir yıldız,
bir gece olurum belki uykuna,
bir sokağın şakağında
nabız gibi atarım kendimi o zaman hayata.
nasılsa, bir şey var sesinde,
benim olmayan bu güzel yüzden,
bu yüzden
kayıp gidiyor dünya o an,
bir salkım hüzünle
ayaklarımın altından.

kırmızıyla yazıyorum sana çocuğum,
aşkla… ve biliyorum tadını kanın.
çünkü yalnız
bir tek vakti var bende saçlarının.
nasılsa çocukluğumdaki gibi
hâlâ kuşlar gökyüzünde puldur.
sustum avazım çıktığı kadar
belki yedi gün, belki kırk gece
bir yerde duman yoksa
ateş de yoktur.
ve andolsun incire ve zeytine
dediğim gibi andolsun
dudaklarının kırmızısına
ve boynunun büküklüğüne
ve gözündeki çayıra…
tekrar tekrar kırılsın istiyorum kalbim.
üzerek
belki o zaman
istediğim gibi kendimi bileyebilirim.

ah çocuğum,
senin büyümek sandığın; bir sancı…
benim bölündüğüm ve damar damar
yarılıp aldandığım.
kusurlu ve parçalanmış bu masalda da
yenildim sana.
gökten üç elma düşsün başımıza
ve dursun artık bu kanama.

beni bağışla çocuğum,
kırmızı bir aşkla.
çünkü kalbime sığmayan
bir şey var bu dünyada.


Beşir Sevim

*  “bildiğim bütün kırmızılar” adlı kitaptan…

19 Mart 2020

Kuşlar, Mendil ve Tren

Kuşlar, Mendil ve Tren



Karanfil kokusuna uyanan gün
Gözlerimin perdesini yangına verdim
Nalsız bir at gibi geçerken zaman
En çok ekim’i sevmişti kalbim

Buğday tenli şehirde
Uzun adımlarla ezildi sokaklar

Sevdaları taşıyan tren
Gülün ortasında yırtılırken sabah
Önce kuşlar gördü düşenleri
Düşenler ki kuşanıp gelmişti evreni
Bir çift söz ile
Mendillere işlendi
Mor menekşe gülüşleri

Sözün özetine kazılan meydan
Şimdi bu fotoğraf nereye asılacak

Metin Kaya

Roboski Ağıtı

Roboski Ağıtı



Penceresiz bir yerdeyim
Camlarda kaldı son çığlığım
Şimdi bedenim eksik
Nasıl gömüleceğim, şimdi
Parçalarımı bul anne

Toprağa dokun
Mezarım adresin olsun
Yüzümü güneşe çevir, anne
Toprak çok karanlık
Bayraklar ne işe yarar...

Metin Kaya


02 Mart 2020

Ardahan (Kış Ağıdı)

Ardahan (Kış Ağıdı)



Bu dünya var
Bu dünyada bizde varız
Hilesiz
....hurdasız
  ...... çırılçıplak
İçimiz dışımız bir
İçimiz dışımız
.......kızıl elma Posof’ta
Hele bir karşısın sesimiz Kura’ya
Bir duyan olur elbet
Allahuekber’den Hazar’a kadar
Öyle
Ekmek elden
Su gölden yaşanmaz buralarda
Her lokmasında
Emek
....alınteri
.......gözyaşı var
Yüzde gülümsemeler üşür
Ilgar
..Sahara
.....Cin dağı
Bembeyaz bir deniz
Buralarda
Acılar ağıtlara dönüşür
Bu dünya var
Bu dünyada bizde varız
Çoğumuz hastayız
Ateşler içerisinde yanıyoruz
Karakışı
......zemheriyi
..........sitte-i sevr-i
En iyi biz biliriz
En iyi biz biliriz çaresizliği
Buralarda
Güle oynaya büyümüyor
Hanak’ın Damal’ın bebeleri
Toprak dam
Kapı
...pencere
.........pervaz
Sarkıtlar taa yere indi
El ayak buz tuttu
Dondu sarıçam çiçekleri Göle’nin
“Açlığa neysede
.........dayanamıyorum soğuğa”
.................................demiş ozan
Ömrümüz
Baharı yazı unuttu
“Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana”
Kırk yıl esaret
Kırk yıl kurşun yedi
..............sazan balığı gölde
Mevsimler
Yüzaltmış kere değişti
Büktü boynunu gelincikler
Kelebekler öldü
Eyy yakaran el
.........Yürekte ki sızı
..............büyük ızdırap
Eyy direnç gülleri kardelenler
Unutma
Bu dünya var
Bu dünyada bizde varız

Erbay Kara
Kuşlara Su İçirenlerin Türküsü

Kuşlara Su İçirenlerin Türküsü



O çocuklar
O gelinlik kızlar
O dal gibi delikanlılar Şiirler
Türküler eşliğinde
Yırtarak elleriyle toprağı
Kaldırıp başlarım topraktan
Dimdik ayakta olan onlar
Kuşlara su içiriyorlar avuçlarında
Yurdumun dört bir yanında

Erbay Kara
Pervasız Zaman

Pervasız Zaman



Pervasız bir zamanın bahara hasret düş mağdurlarıyız...
Uğultulu bir dönemde yorulup,
Çorak yüreklerin bir manzaralık hayaline kapılıp;
Düştük yollara çaresizce...
Gül dalında kanarken tomurcuk düşler,
Issız ve bahtsız çöllerde aradık
Mavi duygulardan bi haber vaatleri...
Ve ne çare ki, sorgusuz sualsiz yıkıldık
Kâğıt hükmünde kararlar emrinde.
Oysa duymaz ve göremezler, kalemlerin sesini.
Yüreklerin tam ortasından çağlayan,
Ok gibi sözlerin mavi gökyüzünü.
Bilmezler kararlılık ve insan sevdası,
Dört duvarı hançer gibi yarar.
Okuyamazlar sözlerin sonsuz kanatlarını
Ve görmezler mısralara dizilen
İnci gerdanlığı gibi şiirlerin yüreklerde duruşunu.
Ve bilmezler bir aldanış;
Bir gün sonsuz bir uyanışa kanatlanır.
Yıldızlar ve gökyüzü şahittir:
Nice uykular firar edip,
Nice ömürler başka bedenlerde uyandı.
Ve çoğaldı gün görmemiş sabahlara …
Bilmezler bu lacivert günlerin sancısından,
Apaydınlık gökyüzü doğacak.
Bambaşka bir rüzgâr esecek zihinlere.
Ey be insanım!
Var olmak için onurluca,
Gücün yettiğince
Bileğin ve yüreğinle,
Batır bu yılgınlığı!
Sen mısraların kanadı, Ey Şair!
Kalem sensin, gökyüzü de...
Ve özgürlükte…
Batır kalemi maviliklere.
Uçsun enginlerde apaydın fikirler.
Güneşler yağsın yorgun ömürlere.
Güneşler yağsın...

Gülsen Dede