Okurlarımızdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okurlarımızdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Nisan 2020

Gaia'yı Onurlandırmak

Gaia'yı Onurlandırmak

Toprak Ana’dır Gaia, bizi sarıp sarmalayan… Ona ne kadar çok acı versek de yine de bizleri görmezden gelmeyen, hep kabul edendir. Usulca bekler ve sabırla dinler, çünkü bir gün mutlaka ona kulak vereceğimizi bilir. Şimdi onu dinlememizin, yardım etmemizin, onu onurlandırıp, ne kadar değer verdiğimizi göstermemizin zamanı…

Üzerinde yaşadığımız toprakların sahibi olmadığımızı ve her şeye saygıyla ve minnetle yaklaşmamız gerektiğini anlamamızın zamanı. Şu anda, neredeyse bütün dünya mecburi olarak evinde. Korku ve yetersizlik duygusuyla savaşıyor. Aslında, koca gezegende ne kadar çaresiz olduğumuzu ama aynı zamanda kurtuluşun ve gücün bizde olduğunu anlamamız gereken zamanlar diye düşünüyorum… Şu anda, yaşadığımız tüm olumsuz olaylarla Gaia'nın ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz.

Kendimizi bu dünyanın efendisi sayarak, talan ettiğimiz yaşam alanlarını, Yağmur Ormanları’nda katlettiğimiz alanları ve evlerinden ettiğimiz binlerce hayvanı düşünün. Ve bu katliamın dünyanın her yerinde yaşandığını… Hayvanların ve bitkilerin yaşam alanlarına girerek, salgın hastalıkların oluşmasını bizler, bizzat biz kendimiz sağlıyoruz.

Doğaya ve birbirimize saygısızca ve değer vermeyerek yaptığımız her hareketin bize aynı şekilde, belki de daha güçlü bir şekilde geri döneceğini artık anlamamız gerekiyor. Şefkat ve sevgi bütün hastalıkların çaresi… Birbirimizi anladığımız, umut ettiğimiz kadar var olacağız.

Kızılderili bir ustanın, öğrencisine verdiği nasihat bize bir şey anlatıyor:

"Koruyucu taşı selamladın mı? Çünkü her şey senin parçan, her şey canlı. İçeri girerken selam verdin mi çiçeklere? Duydun mu evin önünde öten kuşları? Teşekkür ettin mi uyandığında, sana armağan olarak verilen yeni güne? Yoksa teşekkür etmemeyi, kuşun ötüşünü duymamayı, çiçekleri görmemeyi mi yeğledin?"

Farkındalık… Biraz fark etmek… Doğayı, kendimizi, çevremizi, içinde bulunduğumuz Kozmos'u... Bundan sonra hiçbir şeyin aynı olmayacağını, liderlerin dillendirdiğini duymaya başladık. Evet, bundan sonra yeni bir başlangıç bizi bekliyor. Doğa ana bunu yapmamız için bize yol gösteriyor. An itibari ile üç milyar kişi evinde bekliyor, özgürlüğün ve sarılmanın kıymetini anlıyor. Kurtuluş, bir olmaktan geçiyor.

Bu yaşadıklarımızın bize ders olmasını, hepimizin ancak beraber var olacağımızı anlamamızı temenni ediyorum.

Biz, biriz!

Elif Şölenay
Sonsuz Maviliklerde

Sonsuz Maviliklerde

"Biliyor musun Süpürgeli, ben bin yıl önce yaşasaydım, gezgin olurdum."
"Ne değişti? Bu çağda neden olmuyorsun?"
"Şarabım bitti ve atımı elimden aldılar."

Hatırlıyorum...

Evet, hatırlıyorum. Şu anki beni "ben" yapan, o ufak çocuğu hatırlıyorum. Tıpkı siz büyükler gibi, büyüsüne aldanıp gerçek olduğuna inandığım fakat, tek gerçeği "Yalanlar Diyarı" olan bir gezegenin adını "Dünya" olarak fısıldayan bir yeryüzünden, küçümsediğim, incittiğim ve de korkularımla bileklerine zincir vurduğum, ilk dostum, sırdaşım, yol göstericim... Var olduğum ilk andan itibaren konuk olacağım ve başka diyarlarda da benim "ben" olmamı sağlayacak olan, o ufak çocuk!
Seni hatırlıyorum...

Biliyorum...

Ben o ufaklıktan ne kadar uzaklaşırsam, yalanlar arasında kaybolacağımı da biliyorum. Ve tekrardan buluşmak için, benimle paylaştığı benliğini kullanmak zorunda kalacağımı...

Üzgünüm Ufaklık… Sana ihanet ettim. Gözlerim boyandıkça göremedim; göremedikçe de inanmaya zorlandım. Yavaş yavaş, ben de sıradanlaştım. Şu an, sesim daha az geliyor. Anımsayamıyorum belki de eskisi kadar seni... Ama ilk günkü gibi yine başardın. Fark ettirdin bana kendini. Yani "kendim"i.

İhanetimi, özgürlüğüne kavuşturarak telafi edeceğim. Bu, benim kendime olan serüvenimdir. Neyle karşılaşacağımı bilmeden, merakım, hislerim ve vicdanımla...

İlk adım...

Uzun soluklu bir aradan sonra, hayatımın belirli evrelerindeki yüzleşme dönemleri...
Ben, her ne kadar uzaklaşmayı denesem de bir türlü beceremediğim, hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bana öğretmek istermişçesine, baktığım ama göremediğim detaylar. Ve de yalanlar diyarına, adeta göz kırparcasına serpiştirilmiş detaylar arasında tek gerçeğim, hayallerim...

Ya başkalarından duysaydım, anlatsalardı sadece? Yine inanır mıydım? Sırf, birileri anlattı diye inanmak! Öyleyse, neden anlatıyorum bunları size? Evet, sen de fark ettin değil mi Süpürgeli? Anlatmıyorum aslında. Sadece sıram geldi ve de şimdi ben göz kırpıyorum.

Hissetmek...

Bu koskocaman, “yaşam” adını verdiğimiz denizde, kaptanı olabildiğimiz tek şey, “bedenimizin dümeni” aslında. Bu nedenledir ki her gemi, karşılaşacağı en karanlık fırtınadan, görebileceği en mavi ufuklara kadar, hisleriyle doldurur seyir defterini…

Seyir defterini dolduran, özgür ve bir o kadar da özgün kaptanımız (ruhumuz), dur durak bilmeden yeni seferlere açar yelkenini. Amacı budur zaten kaptanın. Hükmetmektir denizlere ve adı “yaşam” olan sonsuz maviliklere...

Karşılaşacağı en ufak rüzgârın, ona ne sağlayacağının farkındadır. Ama şaşarsa amacından, kendini bırakırsa rüzgârın savurduğu yöne, kaptan olmanın ne anlamı kalır ki?

Gerçek amacı denizlere hükmetmekse eğer, öncelikle kendi gemisinin hakimiyetini sağlamalıdır. Dümeni bırakıp, akıntının onu sürüklemesine izin verirse rotasına nasıl ulaşır? Yelkenin yırtılmasına karşılık, fırtınaya sayıp sövse eline ne geçer? Seferine devam etmek için dümeni tutmazsa, bu fırtınadan nasıl çıkabilir? Serüveni tamamlayabilmesi için, amacının ne olduğunu hatırlamalı, ne istediğini bilmeli ve kendini bulmalıdır. Aksi takdirde, kendi elleriyle yazdığı seyir defteri, sonsuz derinliklerde karanlıklara karışır.

İşte bu nedenle ufaklık! İşte tam da bu nedenle seni hatırlıyorum, biliyorum ve de bulmaya çalışıyorum. Henüz varlığından bihaber olduğum yeni limanlara varabilmek için, tayfası olmayan tek mürettebatı, kaptanın kendisi olan bir gemiyle başladığım bu serüvende, yalnız da sayılmam şimdi… Tesadüf demiştim ya başlarken, işte onu da ilk adımlarımdan sonra, tam da burada anladım. Mesela, birçok gemi gördüm ufukta ve yüzlerce kaptanla selamlaştım. Kimileriyle bir daha karşılaştım, kimilerini de bir daha göremeyecekmişçesine vedalaştım.

Devam etmek için, yanımdan geçip giderlerken kendi serüvenlerine yoldaş da oldum bazen. İlerlerken, kendi yoluma dönüp ardıma baktığımda, benim de yoldaşlarım vardı peşimde; bazen ise yalnızca tuzlu ıslaklık...

Ardından biraz daha zaman geçti ve gördüm ki, bu denizde oluşan her dalganın ufak bir damlası güverteme çarpıp orayı yeşertmiş. Bazen benim oluşturduğum köpükler, bazen de yol arkadaşlarımın sıçrattıkları ve çoğu zaman nereden geldiğini bilmediğim utangaç, ama peşimi bırakmayan sessiz dalgalar... İleride daha da yeşerecek zaten. Ama ben, yine durup kendime baktığımda fark edeceğim. Hep de böyle olur zaten. Oluşurken, farkına varamadan zaman geçer. Aniden bakarsın kendine, en sert dalga da o zaman çarpar. Çünkü o yeşilliklerde, seyir defterinden fazlası vardır. Göremediklerinde iz bırakmıştır sende...

Merak etme Ufaklık… Serüvenim tamamlanınca, seyir defterimi birlikte okuyacağız. Ve ben sana sormadan, sen zaten anlatmaya başlayacaksın bana. Benim yazdıklarımı değil de, göremediklerim var ya hani! Yani, iz bırakanları! İşte o, iz bırakanları anlatacaksın bana. Anlattıklarını dinledikten sonra özgürlüğümüze kavuşmuş olacağız her ikimiz de...

Sonsuz maviliklerde...

Alperen Taşkın